Bu yazıya oy verin :
[Toplam: 3 Ortalama: 4]
bagirsak-hastaligi

İnflamatuvar Barsak Hastalığı adı altında toplanan iki hastalık bulunmaktadır. Bunlardan birisi Crohn Hastalığı diğeri ise ülseratif kolit hastalığıdır. Her iki hastalıkta genetik yatkınlığı olan bireylerde nedeninin bilemediğimiz, tetiği çeken faktörü belirleyemediğimiz immun (bağışıklık) sistemini ilgilendiren kronik (süreğen) yangı ile karakterize hastalıklardır.
Crohn hastalığı özellikle ince barsakları ve kalın barsağı tutan bir hastalık iken ülseratif kolit ise daha çok kalın barsağı tutan bir hastalıktır. Her iki hastalıkta bireyin özellikle çocukluk çağı veya doğurganlık çağı gibiolarak nitelendirdiğimiz 15-45yaş grubunu ilgilendirmektedir. Bu dönemde kişinin en çok verimli ve aktif olduğu, yaşamın en verimli çağları olarak nitelendirebileceğimiz evrelerinde çıkan bu hastalıklar toplum sağlığı açısından son derece önemlidir.
Her iki hastalıkta da kanlı ishal, karın,ağrısı,ateşlenme gibi yakınmalar ile seyredebilmektedir. Bu yakınmaların dışında her iki hastalıkta pek çok sistemi ilgilendiren sorunlar ortaya çıkarabilmektedir. Deri,göz,eklem,kas,kemik,solunum sistemi,sinir sistemi,dolaşım sistem,, ürogenital ( böbrek ve cinsel organlar) sistem, hematolojik (kan ) sorunlar,nörolojik (beyin ve sinir sistemi) , karaciğer ve safra yolları tutulumları gibi pek çok organ ve sistemleri etkileyebilmektedir.
Neredeyse vucudumuzfaki tüm sistemler etkilenmektedir.
Alevlenmeler (eksaserbasyon) ve yatışmalar (remisyon) dönemleri ile yaşamı etkileyen pek çok soruna yol açan bu hastalıklar ne yazık ki yurdumuzda da azımsanmayacak oranda görülmektedir. Türkiye ‘de tam sağlıklı bir istatistik olmamakla beraber ülseratif kolit için toplumun her 100.000 kişilik diliminde 35-100 arası olguya rastlanmaktadır. Crohn hastalığı için ise oran biraz daha az olmakla beraber toplumun her 100.000 kişilik diliminde 10-100 olgu bulunmaktadır. Bu olgu oranları az gibi algılanabilmekle beraber bu hesaplamalar ile 4 milyon kişinin yaşadığı İzmir’de yaklaşık 1400-2000 kişi ülseratif kolit iken 1000-1500 kişi de Crohn hastası olarak tahmin edilmektedir. Bu tahminler dha yüksek rakamlarda da olabilir. Rakamları Türkiye geneline uyguladığımız zaman ise ne denli yüksek sayıların ortaya çıktığı görülebilecektir.

Tıbbın gelişim süreci içerisinde her iki hastalıkla ilgili olarak tedavi yaklaşımı özellikle bağışıklık sisteminin baskılanması ile hastalığın kontrol altına alınması prensibine dayanmaktadır. Bu yaklaşımda ana ilaç olarak kortikosteroidler (kortizon ) karşımıza çıkmaktadır. Kortizon halk arasında da bilindiği gibi iki tarafı keskin bir bıçak gibi dikkatli kullanılması gereken bir ilaçtır. İlacın dramatik yararlarını görebildiğimiz gibi uzun süreli kullanımlarında (bir yıl iki yıl gibi) ciddi yan etkilerle karşılaşma bizlere güçlükler çıkarmaktadır. Bu sorunların yanı sıra özellikle kortizona karşı hastalıkta ortaya çıkan direnç ile daha büyük tedavi güçlükleri ortaya çıkabilmektedir. Bunu aşmak için kullanılan diğer immun sistemi baskılayıcı ilaçlar ise kortizondan farklı kimi zaman daha riskli yan etkileri karşımıza çıkarabilmektedirler.
Ülseratif kolit hastalığında kalın barsağın tümü tutulduğu zaman hastalık özellikle 10 yıllık bir süreyi geçtiğinde kalın barsak kanseri gelişim riski ortaya çıkmaktadır. İnternet aracılığı ile hastalıkla ilgili bilgi almak isteyen olgularda kalın barsak kanseri gelişim riski büyük bir sorun olarak algılanmakta ve karşılarına dikilmektedir. Bu sorunu hasta çok sık rastlanan bir olasılık olarak algılamaktadır. Eninde sonunda bu hastalık yani ülseratif kolit kalın batsak kanserine dönecek ve yaşamım bu nedenle sonlanacak duygusuna kapılmaktadırlar. Bu gerçeği yanıtsan bir kaygı değildir. Tüm ülseratif kolit olguları değerlendirildiğinde %4-5 olguda kalın barsak kanseri Crohn hastalığı olgularında ise %3-4 olguda ise ince barsak kanseri gelişim riski bulunmaktadır. Kanser riski ülseratif kolit için daha çok tüm kalın barsak bölümlerinin tutulması, Crohn için ise oldukça sorunlu seyreden hastalar için olasıdır. Bu kanser gelişim oranları da yabancı ülkelerin (Amerika Birleşik Devletleri , Almanya, Danimarka gibi) olgularının kanser gelişim oranlarıdır. Türkiye için sağlıklı istatistikler olmamakla beraber bu oranlarda kanser gelişimleri ile karşılaşmadığımızı da rahatlıkla belirtebilirim.

Kortizon ile tedavi de amaç hastalığın mümkün olduğu oranda sakin kalmasını sağlamak ve karşılaşılabilecek tüm sorunların operasyona gitmeden çözülmesini sağlayabilmektir. Operasyondan kastedilen ise özellikle tüm kalın barsağın çıkarılarak ince barsağın makata ağızlaştırılması işlemidir. Oldukça ağır bir operasyon olmakla beraber bu operasyon gerekli ve zorunlu olduğu taktirde geciktirilmemelidir. Bu operasyonunda ciddi mrobidite (kalıcı hasar) ve mortalite (ölüm) riski yönünden iyi değerlendirilmesi ve gereğinde başvurulması gereken bir çözüm olarak akılda tutulması gerekmektedir.

Yukarıda saydığım kortizon veya benzeri bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar dışında mesalazin, salazoprin gibi ilaçlar özellikle kortizonun sağladığı alevlenmeyi yatıştırıcı tedavinin sürdürülmesine yardımcı olarak kullanılmaktadırlar.

Şimdiye kadar açıklamaya çalıştığım tedavi seçeneklerine ek olarak ise vücudumuzda inflamasyon (iltihabi) olaylarında önemli bir yer tutan tümör nekrozis faktör alfa (TNF alfa) olarak isimlendirilen aracı moleküle karşı geliştirilen antikor tedavi alanına girmiştir. Anti- TNF alfa iğne olarak kullanılmakta ve özellikle tüberküloz gelişim riski (onbinde 8-10) ile lenfoma (lenf kanseri) (onbinde 8-15) gelişim riski açısından dikkatli olunması gerekmektedir. Bu tedavinin etkinliği konusunda elde edilen veriler umut verici olmakla beraber kullanım alanlarının seçilmesi ise son derece önemlidir.

Japonya ‘da geliştirilen diğer bir tedavi yöntemi olarak aferez karşımıza çıkmaktadır. Aferez kelime anlamı olarak uzaklaştırma , ayırma anlamına gelmektedir. Kanın aferez işlemine tabi tutulması ise kanın bir komponetinin alınıp, geri kalanının hastaya veya donöre geri verilmesi işlemidir. Sitaferezis ise kanı oluşturan hücresel elemanlarının ayrılıp, geri kalanının hastaya veya donöre geri verilme işlemi olarak açıklanabilir.
Aferez tipleri oldukça farklı etkilerde farklı kullanım alanlarında yer almaktadır. Aşağıdaki listede aferez tipleri gösterilkmektedir.
• Sitaferez
• Lökoferez
• Eritrosit Değişimi
• Trombositaferez
• Terapötik Plazmaferez
• Terapötik Plazma Değişimi ~
TPD
• Selektif Plazma Değişimi ~ SPD
• Kaskad Filtrasyon ~ CF
• Duble Filtrasyon Plazmaferez
DFPP
• Reoferez
• Immünadsorbsiyon (IA) ~ IgG
Aferezi
• Viral Eradikasyon/Uzaklaştırma
• Adsorbsiyon (AA)
• Lipid Aferezi
• Ekstrakorporeal Fotoferez ~ ECP
• Adsorbtif Sitaferez
Aferez tarihine baktığımızda Yunanlılar ve Hintliler tarafından uygulandığına dair bilgilerimiz mevcuttur. Sık sık kan çekmek için sülük kullanan orta çağ doktorların kanısı hacamatla bir organdan zararlı maddelerin çekilebileceği şeklinde idi. Tarihte tıp çevrelerinde uygun kan alma sayısı, çekilebilecek kan miktarı, hastanın yaşına göre cevabı, mevsim ve kan alma bölgesi ile ilgili ateşli tartışmalar bilinmektedir.
Bugün ise aferez uygulamaları tıbbın pek çok alanında tedavi edici olarak kullanılabilmektedir. Bu uygulamalara birkaç örnek vermek gerekirse mantar zehirlenmelerine bağlı karaciğer yetmezlikleri, vasüklitler (bağışıklık sistem bozukluklarına bağlı damar iltihapları ile seyreden hastalıklar), nörolojik hastalıklardan myastenia gravis gibi farklı mekanizmalar ile gelişen birçok hastalıkta birincil tedavi ya da yardımcı tedavi seçenekleri arasında yer almaktadır. İltihabi barsak hastalıkları alanında lökositarezis uygulaması ise özellikel Japonya ‘da elde edilen uygulamalar ile tıp literatürüne girmiştir. İltihabi barsak hastalıkları (İBH) uygulamalarında

  • İnflamasyon ve/veya otoimmün yanıta neden olan lökositlerin kandan uzaklaştırıldığı vücut dışı (ekstrakorporeal) uygulanan bir sağaltım olarak karşımıza çıkmaktadır. İBH ‘da kullanılan Kortikosteroid ve ilaç tedavisine refrakter olan hastalarda seçici lökosit aferezi alternatif bir tedavi olarak düşünülmektedir. İşlem esnasında hastanın kanı, bir kolondan (Resimdeki cihaz) geçirilerek inflamasyon ve/veya otoimmün cevaba neden olan aktifleşmiş lökositler (granulosit, lenfosit, monosit) spesifik olarak dolaşımdan uzaklaştırılır ve daha sonra arındırılan kan hastaya geri verilir.Aferez uygulaması : Aferez uygulamasında ciddi bir yan etki olmamakla beraber uygulamanın deneyimli ellerde ve merkezde yapılması osn derece önemlidir. Hematoloji uzmanın kontrolünda gastroenteroloji uzmanınca seçilen hastalara seanslar şeklinde uygulanan bu işlemde hastanın enfeksiyon kapması için gereken her türlü titizlik gösterilmelidir. Uygulama hastane ortamında yapılırken sıklıkla sorunsuz hastalar ayaktan gidip gelebilmektedirler. İşlem 1 saat gibi kısa bir sürede sonlana bilmektedir. Daha ağır ve ciddi komplikasyonları olan hatalar hastanede yatarak tedavi görebilmektedirler. Bir olguya haftada iki kez toplam 10 seans bir diğer değişle 5 haftalık tedavi protokolleri önerilebilmekle beraber acil yanıt beklenen, süratli iyileşmesi istenen olgularda haftada 3 kez, bir diğer deyişle 3 haftalık tedavi süreleri de uygulanabilmektedir.
    Bu uygulamalar yaklşaık 450 senas şeklinde uygulanan 30 olgu deneyimlerimizde önemli bir yan etki veya olumsuz bir durumla karşılaşılmamıştır. Bu sevindirici olmakla beraber gösterilen titizliğin bir an bile aksatılmamsı çok daha önemlidir. Uygulamada gerek ülseratif gerekse Crohn hastalarında %75 oranında başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Bu olgular yakın izlem altında tutulmaktadırlar. Elde edilen sonuçlar ilgili kongrelerde sunulmaktadır. Türkiye’de bu denli yoğun uygulama yapılan bir merkez olarak sonuçlarımızın tıp literatürüne katkısının giderek artacağı inancındayız.Tıp biliminin hastalıkların sebepleri ve tedavileri alanındaki gelişmelerinden bir örnek olan lökositaferez uygulamasının İnflamatuvar Barsak hastalarının çekilmez olan yaşamlarını çekilebilir hale getiren, topluma, güncel,sosyal yaşama karışmalarını sağlayacak bir tedavi seçeneği olarak ortaya çıkışının deneyimli merkezlerde ve deneyimli ellerde uygulamasının son derece önemli olduğu şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatarak sağlık ve esenlikler dilerim.

    Sağlıklı günler dilerim.
    Aşağıdaki formu doldurun, en kısa sürede size ulaşacağım.

    (*) Belirtilen alanlar zorunludur.
    Bilgileriniz gizli tutulur.
    Bilgileriniz 3. kişi veya kurumlarla paylaşılmaz.