Aferez

Ülseratif kolit veya Crohn hastalığında aferez yöntemi ne oranda başarılıdır?

Aferez uzun yıllardan beri  pek çok hastalık için kullanılmaktadır. Aferezi kandan zararlı olduğunu düşündüğümüz değişik maddeleri, hücreleri toksinleri özel filtrelerden geçirerek uzaklaştırma yöntemi olarak kısaca anlatabiliriz. Aferez bir çeşit diyaliz yöntemidir.  Aferez yöntemi her iki hastalık içinde mevcut bilinen tedavi ilaçlarına ek olarak kullanılan yardımcı bir yöntemdir. Tek başına aferez etkin olmakla beraber birlikte kullanımı ile daha etkin duruma gelmektedir.

Hem Ülseratif Kolit hem de Crohn Hastalığının seyrinde ortaya çıkan hassaslaşmış kan hücrelerinin uzaklaştırılması prensibine dayanır. Dolayısı ile barsağa karşı gelişen abartılı bağışıklık mekanizması ile ilgili saldırıların önüne geçilerek hastalıkların yatışması (remisyona girmeleri)  sağlanır. Başarı oranı %60-80 arasındadır. Remisyona giren olguların diğer tedavilere duyarlılıkları artmaktadır.

Şiddetli pankolitli (tüm kalın barsağı tutan)  ülseratif kolit olgularında yoğun aferez tedavisi ile daha belirgin yararlar elde edilmektedir. Son dönemde ise Crohn Hastalarında aferez yapılan olgularda ciddi orana başarı elde edildiği ile ilgili veriler gelmektedir.

Aferez hastaneye yatırılarak yapılması gereken bir tedavi şeklidir. Sorun yaşanmadığı takdirde ayaktan gelerek hastanede uygulanan bir yöntemdir.

Aferez uygulaması temizliğe çok dikkat edilerek yapılmalıdır. Hem Ülsertif Kolit hem de Crohn olgularının enfeksiyon kapmaması sağlanmalıdır. Aferez uygulaması sırasında kol veya kasık damarlarından kan alınarak cihazdan geçirilip hastaya tekrar geri verilirken hafif tansiyon düşüklükleri yaşanabilir. Aferezde her hastaya her seansta ayrı setler kullanılmaktadır. Tansiyon düşüklüğü dışında ciddi bir sorun ile karşılaşmadığımız belirtebiliriz.

Hücre nakli ile Crohn hastalığı veya ülseratif kolit tedavisi mümkün mü?

Hücre nakli (mesenkimalstromal hücre transplantasyonu) ile özellikle Crohn Hastalığında başarılı sonuçlar alındığı bildirilmektedir. Türkiye ‘de henüz uygulanmamaktadır. Özellikle anti-TNF tedaviye dirençli ve fistül ile seyreden Crohn Hastalarında uygulandığı bildirilmektedir. Bununla birlikte henüz yöntemin etkinliği ve güvenilirliği konusunda ek çalışmalara gereksinim olduğu bildirilmektedir. Yakın gelecekte olmamakla beraber belirli bir süre içinde etkin bir tedavi olarak ortaya çıkması olasıdır.

Ülseratif Kolit veya Crohn Hastalığında diyet nasıl olmalıdır?

Hem Ülseratif kolit  hem de Crohn Hastalığı için aktif dönemde diyet önemlidir. Diyare, (ishal) şiddetli karın ağrısı, bulantı-kusma gibi yakınmaların olduğu dönemde süt alınması uygun değildir. Bu dönemde acı, ekşi, baharat kullanımı sakıncalıdır. İshal döneminde tatlı yenmesi ishali arttırır. Daha çok çorba, yoğurt, ayran, su, ekmek, patates püresi, makarna gibi hafif yiyeceklerin alınması uygundur.

Yiyecekler Ülseratif Kolit ve Crohn Hastalığının ortaya çıkışında hangi oranda etkili olurlar?

Gıdaların hangi tohumlar kullanılarak üretildiğini, hangi  ortamlarda yetiştirildiğini, hangi sulama sistemleri ile sulandığını (suların içeriğinde neler barındırdığını), hangi gübreleme yöntemleri ile üretimlerine katkıda bulunulduğunu kaydeden ve tüketiciye ulaştıran bir sisteme sahip değiliz. Bu ve benzeri nedenler ile ne yediğimizi ve ne içtiğimizi bilemez durumdayız. Gıdaların bu özelliklerinin ise sağlığımız ile yakın ilişkili olduğunu bilmemize rağmen hangi ürünü alıp alamayacağımız konusunda bilgi sahibi değiliz. Hem Ülseratif Kolit hem de Crohn Hastalığı genetik yatkınlık üzerine tetiği çeken bir mekanizma ile ortaya çıkmaktadırlar. Gıdaların içeriğinde yer alan pek çok alerjen yapıdaki faktörün bu hastalıkları ortaya çıkarma olasılıkları yüksek olması nedeni ile tükettiklerimiz hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmamız gerekli ve zorunludur.  Su içerken içinde istenmeyen arsenik, kurşun vb. ağır metallerin bulunduğunu bilinmesi ne denli önemli ise fosseptik karışmış suların kullanımı ile yetiştirilmiş ürünlerin tüketiminin ne denli zararlı olabileceği bilinmektedir. Madencilik faaliyetlerinin yaygınlaştığı ortamlarda altın vb. madenlerin çıkarılması için kullanılan zararlı maddelerin sulara karışarak tarlalara, bağlara, bahçelere ne oranda gelerek yetiştirilen ürünleri etkilediğini değerlendirmemiz gerekiyor. Bu nedenler ile hem  Ülseratif Kolit  hem de Crohn Hastalığında  olgular beslenmelerine dikkat etmelidirler derken hepimizin aynı oranlarda beslenmememize dikkat etmemiz gerektiğini söylemeliyiz.

Hem Ülseratif hem de Crohn Hastalığı olgularının hiç tüketmemeleri gereken gıdalar var mıdır?

Aktif dönem dışında özel bir yasak her iki hastalık için bulunmamaktadır. Bu söylem şu şekilde algılanmaktadır. Her türlü gıda tüketilebileceğine göre her ortamda tüketilmeye çalışılmaktadır. Örneğin çorba yasak değil dediğimizde ev dışında kullanılan çorba malzemelerini, kullanılan yağı, kullanılan baharat çeşidini bilmediğimiz bir çorba ishali başlatıcı bir etki ortaya çıkarabilir. Köfte yasak değil dediğimizde hasta kendi evinde bildiği malzeme ile yaptığı köfte yerine, bilmediği kıyma, bilmediği katkı, bilmediği baharat, bilmediği yağ ile yapılan köfteyi yediğinde kolit atağını şiddetle başlatabilir.  Dondurma her iki hastalık içinde aktif dönem dışında yasak değildir. Taze yapılmayan hazır dondurmanın yendiğini düşünelim. Bu hazır dondurmanın saklandığı buzdolabının elektriğinin uzunca bir süre kesildiğini ve eriyen dondurmanın bu süre sonunda tekrar çalıştırılan buzdolabında saklanmaya devam edildiğini ve satıldığını düşünelim. Bu dondurmanın içinde birçok bakterinin çoğalma olasılığı çok yüksektir. Yenildikten sonra ise hastada son derece şiddetli kolit ataklarını başlatabilir. Bu nedenler ile yasak yok anlayışı ile her tür gıdanın tüketilmesinden ziyade dikkatli ve her sağlığına dikkat etmesi gereken kişinin uyması gereken kurallara uymak gerekecektir.

Ülseratif Kolit ve Crohn Hastaları sigara kullanmalı mıdır?

Geçen 10-15 yıllık sürede bazı doktorlar özellikle ülseratif kolit olguları sigara kullanıyorlar ise devam etmeleri gerektiğinin ileri sürmüşlerdir. Daha ileri gidenler ise hastaların sigaraya başlamalarını ya da nikotin bantları kullanmalarını önermişlerdir. Bu görüşlerin tümümün yanlış olduğu belirlenmiştir. Sigaranın özellikle her iki hastalık için zararlı olduğu bilinmektedir. Özellikle operasyon olma olasılıkları nedeni ile hem  Ülseratif Kolit  hem de Crohn Hastalığı içinde sigara kullanımının zararlı olduğu ve mümkün olan en kısa zamanda hastaların bırakması gerektiği hastalara ayrıntılı olarak anlatılmalıdır.

Ülseratif Kolit ve Crohn Hastaları ara sıra alkol alabilirler mi?

Alkolün zararları bilinmektedir. Her iki hastalık için özellikle anüs, rektum ve sigmoid bölgeleri (makat ve makata yakın kalın barsak) hastalığa tutuldukları zaman alkol alımında bu bölgelerde kanın göllenmesine ve hastalığın daha şiddetli alevlenmelerine sebep olabilir. Kalın ve ince barsak tutulumlarında da aktif dönemde alkol kullanımı sakıncalıdır. Remisyon (yatışma) dönemlerinde ise mayalı olmayan alkol tüketimi sosyal içicilik seviyesinde ciddi bir sakınca taşımamaktadır. Nasıl olsa dokunmuyor düşüncesi ile haftada bir kez veya on günde bir kez alkol kullanımını sıklaştırmamak daha akılcıdır.

Ülseratif Kolit ve Crohn Hastalığında operasyon ne zaman ve kim için uygulanmalıdır?

Hem  Ülseratif Kolit  hem de Crohn Hastalığında tıbbi tedavi ile ciddi başarılar elde edilebilmekte iken hastalık  tamamen ortadan kalmamaktadır. Crohn Hastalarında da operasyon ancak darlık, delinme, kanama, fistül gibi  komplikasyonalarda operasyon düşünülmektedir. Crohn Hastalarında barsağın tümden alınması gerek ince barsak gerekse kalın barsak için söz konusu değildir. ancak bu komplikasyonlarda zorunluluk nedeni ile komplikasyon bölgesine sınırlı operasyonlar düşünülür. Operasyon sonrası ise hastalıkla ilgili tıbbi tedaviler sürdürülmelidir. Ülseratif Kolit olgularında ise tüm kalın barsak tutulumu (pankolit) olduğu durunlarda, kanser gelişim riskinde, delinme, kanama gibi komplikasyonlarda operasyon düşünülür. Tüm kalın barsağın alınarak ince barsağın makata ağızlaştırılması (ileostomi)  operasyonu oldukça ciddi ve ağır bir operasyondur. Bu operasyon sonrasının getirecekleri ve götüreceklerini iyi değerlendirmek ve bu konuda deneyimli cerrahlara başvurmak son derece önemlidir.

İnflamatuvar Barsak Hastalığı olgularının psikiyatri tarafından değerlendirilmesine ve takibine gereksinim söz konusu mudur?

İnflamatuvar Barsak Hastalığına hastalığın şiddeti hastadan hastaya değişmektedir. Bazı olgular rahatlıkla günlük yaşamlarını sürdürebilmekte bazılarında ise günlük yaşamları eziyet haline gelmektedir. Hasta kendi sorunları ile uğraşırken üretken olduğu iş hayatında aksaklıklar ortaya çıkabilmekte veya doğurganlık çağında olan bir kadın çocuk sahibi olmakta zorluklar yaşamaktadır. Bu zorluklar hastalığa, ilaçlara katlanabilirliği daha da zorlaştırmaktadır. Bu nedenle psikiyatrik destek gerekmektedir. Bu destek sadece hastaya değil zaman zaman hastanın eşine veya ailesine de yapılmalıdır. Psikiyatristin hasta veya yakınları ile kısa görüşme yaparak ilaç vermekten ziyade zaman ayırarak hastayı değerlendirmesi ve gereğinde ilaç vererek takibe alması daha uygundur. Günlük poliklinik koşullarında hastaya zaman ayırmaksızın yapılan kısa görüşmeler ise hayal kırıklığına sebep olacaktır. Her aşamada olduğu gibi hastayı değerlendiren ve zaman ayrılarak yapılacak kontroller hastanın mevcut tedavisinin başarısında son derece önemlidir.

Sağlıklı günler dilerim.
Aşağıdaki formu doldurun, en kısa sürede size ulaşacağım.

Sağlıklı günler dilerim.
Aşağıdaki formu doldurun, en kısa sürede size ulaşacağım.

(*) Belirtilen alanlar zorunludur.
Bilgileriniz gizli tutulur.
Bilgileriniz 3. kişi veya kurumlarla paylaşılmaz.

İletişim Bilgileri
prof-dr-hakan-yuceyar
Prof. Dr. Hakan Yüceyar

1961 Yılında Aydın’da doğan Münip Hakan Yüceyar, ilkokulu Isparta Ülkü İlkokulunda, ortaokulunu birincilik ile mezun olduğu Isparta Merkez Ortaokulunda okumuştur. Lise eğitimine İzmir’de devam eden Yüceyar, İzmir Atatürk Lisesi’nden yine birincilik ile mezun olmuştur.