Bu yazıya oy verin :
[Toplam: 144 Ortalama: 2.7]
kolon-kanseri

Kolon polipleri Tıp lisanında kalın bağırsakta bulunan , normalde olmaması gereken içeri doğru büyüyen kabartılara,oluşumlara verilen isimdir. Bu oluşumlar ve benzerleri vücudumuzun değişik bölgelerinde bulunabilmektedir. Örnek verirsek burunda, midede, yemek borusu ve ince bağırsakta ,rahim ağzında polipler oluşabilmektedir. Bu oluşumlar olmamaları gerekirken farklı sebepler sonucunda ortaya çıkabilmekte ve kansere dönüşüm süreci yönünden risk taşımaktadırlar. Kansere dönüşüm riski ise iç yapılarına göre farklılıklar göstermektedir.

Hangi sebepler bu oluşumların ortaya çıkmasına yol açıyor diye düşünürsek pek çok faktörler fraklı organlar için söz konusudur diyebiliriz. Burun için ayrı, rahim ağzı için ayrı, sindirim sistemi için ayrı faktörlerden bahsedilebilir. Kalın bağırsak ve mide için beslenme biçimi son derece önemlidir. Bununla birlikte genetik yani doğuştan gelen yatkınlıkta beslenme biçimi kadar büyük önem taşımaktadır. Ailesinde kalın bağırsak polibi olan veya kalın bağırsak kanseri olan bir kişinin kardeşlerine veya çocuklarında kanser olma olasılığı çok (200 kez) artmaktadır. Bu nedenle ailesinde bu şekilde yakınması olan kişilerin birinci derece akrabalarının kalın bağırsaklarının geciktirilmeden kolonoskopi ile kontrolleri gereklidir. Bu kontrollerde polip saptanmayan olguların beş yılda bir olmak üzere kolonoskopilerinin tekrarlanması ise büyük önem taşımaktadır. Polip saptananlarda polibin çıkarılmasını takiben yılda bir veya 2-3 yılda bir kolonoskopi tekrarlanmaları kanser gelişimini önleme açısından gereklidir.

Beslenmede özellikle kolon polipleri için hangi besinler riski artırır ? Aklımıza gelen en sık sorulardan birisi budur. Özellikle yağdan zengin beslenme (margarin, tereyağ tüketiminde aşırılık) , kolesterolden zengin gıdaların alınması , sebzeden fakir gıda tüketimi,C vitamini ve kalsiyumdan fakir beslenme, kabızlık polip gelişimi yönünden riski arttıran faktörlerdendir. Kilo alımında artma ve yaş artımı ki özellikle 50 yaş sonrası toplumun %20-30 ‘unda bazı toplumlarda (Batı toplumları) %40 ‘a varan oranlarda kolon polipleri ortaya çıkmaktadır. Bu poliplerinde %5-15 oranında kanserleşme riskleri düşünülürse toplumda kolon kanseri gelişim riskinin ne denli yüksek seviyede olduğu anlaşılabilmektedir. Beslenme şeklinde yukarıda bahsettiğimiz tarzda toplumların beslenme alışkanlıklarının değişimi ise kolonda polip rastlanma sıklığını giderek arttırmaktadır. Beslenme konusunda bassının yaptığı uyarılara rağmen hipermarketlerden yapılan alışverişlere baktığımız zaman ne yazık ki toplumun beslenme alışkanlıklarının kolon polibi veya kanser gelişimi yönünden riski arttıracak şekilde olduğu izlenmektedir.

Konumuz olan bu poliplerden nasıl farkında olabiliriz? Hangi yakınmaları yaparlar,harsalar hangi yakınmalar ile doktora başvururlar? Yyanıtlamamız gereken en önemli noktalar bunlar olsa gereklidir diye düşünüyorum. Ne yazık ki bu poliplerin çok büyük bir kısmı sessiz olarak büyüyebilmekte ve yine ne yazık ki kanserleştikten sonra belirti verebilmektedirler. Bazı zaman ise makattan kanama yapabilmekte,kabızlığa yol açabilmekte veya karın ağrısına sebep olabilmektedir. Kişi tuvalete oturup büyük abdestini yaptıktan ve kalktıktan yarım saat bir saat sonra tekrar büyük abdesti varmış gibi bir hisse kapılarak tekrar tuvalete gidebilmektedir. Tekrar tuvaletini yaptığında ise hala tam rahatlayamayabilmektedir. Bu yakınmaya tenezm hissi diyoruz. Bizim için alarm tarzında bir yakınma olması yönünden önem taşımaktadır. Bu oluşumların tanınabilmesi için yapılması gereken en önemli tetkik Dünya Sağlık teşkilatının önerdiği gibi kolonoskopik girişimdir. Makattan uygulanan bu işlem için hastalarımız ise korkmakta ve işlemden kaçınmaktadırlar. Teknolojinin bugün ulaştığı seviyede işlemin uygulanması sırasında hastanın konforu en üst düzeyde sağlanabilmekte ve hastanın hiçbir yakınması olmadan işlem toplam 10-15 dakikalık bir sürede bitirilebilmektedir. İşlemin zorluğu ise özellikle bağırsakların temizlenmesi zorunluluğudur. Bunun için maktan sıkılacak lavmanlara gereksinimimiz olmaktadır. Bu oluşumların saptanmasını takiben bunların çıkarılmaları gereklidir. Büyük oranda da bu çıkarılma işlemi yine kolonoskopi ile elektrikli kesilme işlemi uygulanmaktadır. Polipten biyopsi almak kısmen işimize yaramaktadır ama esas yapmamız gereken bu oluşumların tümünün çıkartılmasının gerekliğidir. Çıkarılan poliplerin patolojik sonuçlarına göre de hastayı değerlendirme ve takip planlamamız belirlenmektedir. Polibin içinde kanser saptanırsa bu kanserin polibin sapına kadar ilerleyip ilerlemediği önem taşımaktadır. Sapa kadar ilerleme olmaz ise sonuçta tam şifa ile hasta tedavi edilebilmektedir. Sapı geçen kanser ile karşılaşılırsa kalın bağırsağın bu bölümünün tekrara değerlendirilmesi ya da cerrahi sağaltım gerekecektir.

Geçen haftaki gıda alerjisi konusundaki sorularınız yanıtlamak istiyorum.
A.Y.: Gıda alerjisi testi yapılmakta mıdır? Gıda alerjisi konusunda yapılan bazı deri testleri bulunmakla beraber doğrulukları kısmen düşüktür. Denem yanılma tarzında uygulamalar daha doğru sonuçlar vermektedir. Şoka sokma riski olan gıdaların ise denemeleri mutlaka doktor kontrolunda ve hastane koşullarında yapılmalıdır.
S.B.: Endoskopik uygulamalar ne oranda gıda alerjisini belirlemektedir? Özellikle buğdaya bağlı Çöliyak hastalığında ince bağırsak , on iki parmak bağırsağının endoskopik görünümleri alınan biyopsiler tanı koymada son derece yararlıdır.

Sağlık ve esenlikler dileği ile.

KOLON KANSERLERİ -1-

Geçen haftaki konumuzda kolon poliplerini tartışmıştık ve anlatmaya çalışmıştık. Okurlarımızdan sürekli izleyenler sanırım daha rahat konuyu algılayacaklardır. Bildiğimiz gibi kolon (kalın bağırsak ) kanserleri hemen hemen tamamı kolon poliplerinden (kalın bağırsakta çıkıntı tarzında oluşumlar) kaynaklanmaktadır.Bir polibin oluşması ve kansere dönüşmesi için geçmesi gereken süre 3 yıl olarak tahmin edilmektedir. Bu süre içinde her polibin kansere dönüşümü kesin olmamakla beraber tubülovilöz adenom yapısında olan poliplerin kanserleşme olasılıklarının %40 gibi çok yüksek oranlarda olduğunu söyleyebiliriz.

Kolon kanserleri ne yazık ki hem dünya genelinde hem de toplumumuzda giderek artan ciddi bir kanser türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumun beslenme alışkanlıklarındaki yağdan zengin, lifli gıdalardan fakir beslenme yönündeki değişikliklerin bu kanser türünün artmasında en büyük etken olarak görülmektedir. Kırsal kesimde oturanlar bu beslenme şekline geçmiş zamanda sahip değilken giderek her yere çeşitli gıdaların girmesi ve herkesin yukarıda bahsettiğimiz beslenme şekline kolay ulaşabilmesi sonucunda kolon kanseri ile daha sık karşılaşır olduk. Ne yazık ki önlenebilir bir kanser söz konusu iken bu hastalığın arttığından bahseder durumdayız. Kolon kanseri nasıl önlenebilir bir hastalıktır sorusuna net bir yanıt vermemiz gerekli sanırım. Kolon polipleri saptandıktan sonra bu poliplerden biyopsi (kolonoskopi ile alınan parça) yapmak yararlı olacaktır. Esas olarak alınan bu parçanın bize kısmi bir bilgi vereceğini göz ardı etmemek önemlidir. 1 cm x1 cm bazen de 1x2cm veya 2×3 cm gibi değişik boyutlardaki saplı vyea sapsız , üzüm salkımı gibi olan poliplerin neresinden biyopsi alırsak alalım 3 mm lik biyopsi parçalarının polbin tüm özelliklerini ve öncelikle iç kısmı hakkında bize bilgi vermesi mümkün değildir. Bu nedenle uygun olan poliplerin polipektomi işlemi ile çıkartılmaları gereklidir. Bu sayede kanserleşme riski yüksek olan bir doku vücudumuzdan uzaklaştırılmış olacak ve kanser gelişimi bu sayede önlenebilecektir. Eğer polip içinde kanser başlangıcı var ise ve saptan daha aşağıya geçmemiş ise oluşmuş olan bu duruma tıp dilinde karsinoma insitu (yayılmamış kanser) denilmektedir. Bu alındığı zaman yüzde yüz şifa ile sonuçlanan bir tedavi yani kanserin önlenmesi sağlanmaktadır.

Geçen yazımda ise poliplerin alınabilmesi için tespit edilmeleri gerektiğini belirtmiş ve bu nedenle 50 yaşını geçmiş tüm kadın ve erkeklerde hiçbir yakınma yok iken kolonoskopi yapılmalıdır. Bu kolonoskopi uygulamarında hiçbir polip saptanmaz ise 5 yılda bir kolonoskopiler hiçbir yakınma olmasa da tekrarlanmalıdır. Halkımızdaki yanlış olan genel kanı bir yakıma olduğu zaman doktora gitmek tarzındadır.Batı toplumları (ABD,İngiltere,Almanya vb.) ve Japonya kndi bireylerini cidi yakınmalar olmadan taramalardan geçirdikleri için hastalıkları erken dönemde yakalayabilmektedirler.

Kolon kanserlerine hastaların yakınmaları nelerdir sorusunu yanıtlamak istersek kalın bağırsağın karnımızın neresinde olduğunu bilmemiz gereklidir diyebiliriz. Kalın bağırsak makattan itibaren karnın sol tarafında yükselerek sol kaburgamızın altına kadar girip oradan göğüs kafesinin altında sağ kaburga altına kadar uzanıp aşağı dönerek sağ kasığa kadar gidip ince bağırsağa geçer . Karnımızın hemen hemen her bölgesine doğru yayılım gösterir .Bu nedenle kolon kanserlerinin yakınmaları bulunduğu yere göre değişiklikler gösterir. Sıklıkla sol kasıkta ve sol kaburga altına kadar olan kesimde kansere daha sık rastlanır. Ayrıntılı şekilde bahsettiğim gibi karnın diğer bölgelerinde karın ağrılarına sebep olabileceğinden hastalar kalın bağırsak hastası olabileceklerini fark edemezler. Karın ağrısı bu nedenle alarm yakınması yani hastayı acele ile doktora getiren yakınmadır. Ağrının şiddeti ise kitlenin (kanserin) bulunduğu yerin geniş veya dar olmasına ve büyüklüğüne bağlı olarak değişecektir. Hafiften şiddetli ağrıya kadar ğişik derecelerde olabilmektedir. Hastalarımız ise genellikle ağrı çok şiddetlenmeden aylarca doktora gitmemeyi tercih ederek çok önemli zamanları kaybetmektedirler.

Diğer bir alarm yakınması makattan gelen kanamadır. Kanamanın miktarı bizim için çok önemli değildir. Kanamanın varlığı önemlidir. Hastalarımızda ve bazen de ne yazık ki bazı doktorlarda yanlış bir alışkanlık olarak kanama hemoroid (basur) ile ilişkilendirilmektedir. Bu kanamanın sıklıkla geçirildiği ve uzun yıllardır devam ettiği hasta tarafından söylendiğinde kolonoskopi yapılmadan hemoroid kanaması olarak değerlendirilen pek çok hastada ne yazık ki kolon kanseri ile karşılaşılmaktadır. Ne kadar geç kolonoskopi yapılır ise o kadar geç sürede tanıya ulaşılabilmektedir.

Konunun uzun olması nedeni ile tek yazıda bitiremediğim kolon kanserlerini gelecek haftada devam edeceğim.
D:E:Okurumuz polipektominin zararlarını sormuş,bunu kısaca anlatalım. Kesilme işleminde deneyimli olamayan ellerde ,kesilmesi zor olan poliplerde gereksiz yere kesme girişimlerinde kalın bağırsağı delinmesi veya kanama gibi komplikasyonlar ile karşılaşılabilir. Tedbirli olunduğu taktirde bu komplikasyonların çözümleri mevcuttur.

KOLON KANSERLERİ -2-

Geçen haftaki yazımızda kolon kanserlerinin birinci bölümünü vermiştik. Bu yazımızı okuyan okuyucularımız sanırım konuyu daha rahat algılayabileceklerdir. Kısa bir özet yapmak istersek kalın bağırsak kanseri )kolon kanseri) ne yazık ki bölgemizde de önemli bir sağlık sorunu olarak karşımızda durmaktadır. Toplumun beslenme alışkanlığı yağdan zengin, kolesterolden zengin,lifli gıdalardan fakir oldukça kalın bağırsak kanseri gelişim riski giderek artmaktadır. Genetik yatkınlık ise değiştiremediğimiz bir faktör olarak kişileri etkilemektedir.

Kalın bağırsak kanserinde hastanın yakınmalarını anlatırken en önemli olarak karın ağrısını ayrıntılı olarak belirtmiştik. Bunun yanı sıra makattan gelen kanamayı alarm bulgusu olarak göz önüne almamız gerektiğini söyleyebiliriz. Genelde toplum kanamayı son derece önemsemektedir. Kötü olan ise kanama sıklıkla hemöoroid (basur) kanaması olarak yorumlanmaktadır. Acı olan taraf ise bazı doktorların kolonoskopi yapılmasını önermeksizin hemen hemen her makat kanamasını hemoroid ile ilişkilendirmeleridir. Doktorlar bu hatayı bazen kendileri içinde yapabilmektedirler. Her kanama mutlaka aksi ispatlanıncaya kadar (kanser) olmadığı belirleninceye kadar kolonoskopi ile incelenmelidir. Yıllarca hemoroid kanaması olan bir kimse dahi mutlaka her kanamada gerekli özeni göstermeli ve kanser olup olmadığının belirlenmesini sağlamalıdır.

Kalın bağırsak kanseri için en önemli yakınmalardan biri abdest yapma alışkanlığında değişikliktir. Normalde sıklık nedir dersek bir günde 1-2 bazen 3-4 kez abdest yapma normaldir. Kabızlık ise 2 veya 3 günde bir sert ve zorlanarak abdest yapmadır. İshal ise günde 5-6 kez sulu kıvamda cıvık yapıda abdest yapmadır. Kabzılık ve ishal kavramları ile normal abdest yapmanın ne olduğunu anlattıktan sonra bir kişi kendi alışkanlıklarında değişiklik yaşıyor ise bu önem taşıyacaktır. Ortaya çıkan her değişiklik doğal olarak hemen kanser demek değildir. Günlük beslenme değişiklikleri ve ortam, psikolojik durum doğal olarak abdest yapmayı etkileyecektir. Bunların dışında kabızlığa yönelme veya altını çizerek söylüyorum ishalde kalın bağırsak kanserinin habercisi olabilir. Toplumumuzdaki genel kanı kabızlıktan daha fazla korkulur ishal ise daha masum gibi algılanır. Bir keresinde Manisa ‘da 4 ay boyunca doktor doktor gezerek ishal tedavisi gören bir hasta gördüm. Parmak ile makattan muayene ( rektal tuşe ) yaptığımda kanser olduğunu belirledim. Hasta sahipleri son derece şaşırmışlardı. Bazı doktorlar makattan parmak ile muayeneyi her nedense ihmal etmektedirler. Derslerde makattan parmak ile muayenin önemli olduğunu anlatmak için ” Bir doktorun rektal tuşe yapmaması iki koşulda mümkündür,ya hastanın makatı yoktur ya da doktorun parmağı yoktur” tarzında konuşuruz. Bu nedenle hastanın değerlendirmesi bir bütün içinde yapılmalı rektal tuşe ile birlikte kolonoskopi uygulanması gereklidir.

Kolonoskopi uygulamasında ise işlemin gastroenterolog tarafından yapılmasına özen göstermek önemlidir. Gastroenterolog ise kalın bağırsak temizliğini dikkatli yapma yönünde özen gösterir. Konunun uzmanı olmayan kişilerin kısa kurslar alarak kolonoskopi yapmaları son derece tehlikelidir. Hasta kolonoskopiyi uzman olmayan kişide yaptırdığında hatalı veya eksik bir tetkik yapıldı ise tekrar yapılmasını önerdiğimizde kabul etmemektedir.bu ise atlanan bir kanser var ise çok değerli olan zamanı yitirmememize sebep olmaktadır. Bazı zamanlar da yeterli temizliği olmayan hastalarda kendimizde ikinci veya üçüncü girişimleri yapmak zorunda kalabiliyoruz. Tetkikin doğru ve eksiksiz yapılması ise diğer tüm tetkiklerde olduğu gibi son derece önem taşımaktadır.

Erken yakalanan kolon kanserlerinin endoskopik veya cerrahi tedavileri son derece yüz güldürücüdür. İleri evreye gelmiş karaciğere atlamış veya kemiğe yayılmış tümörlerde ise başarı giderek azalmaktadır. Halkımızda kötü huylu tümörlere (kitlelere) bıçak değdirmeyin inancı ise son derece yanlıştır. Kanserli doku vücuttan uzaklaştırılmadıkça buradan çıkan kanser hücrelerinin kan yolu ile özellikle karaciğere ve kemiklere yayıldığını bilmemiz gerekiyor. Ameliyat sonrası da dolaşımdaki hücreleri öldürmek için kemoterapi denen ilaç tedavisini uygulamak zorunda kalınmaktadır. Pek çok konuda örnek alınması gereken Japonlar ise kolonoskopiyi yaygınlaştırdıkları için kolon kanserlerini sıklıkla cerrahiye gerek duyulmayan birkaç santimetrelik veya milimetrelik düzeylerde yakalayabilmektedirler . bu sayede de yapılan tedavilerde 10-15 yıllık yaşam süreleri yakalanabilmektedir.

Kolon kanseri olan kişilerin birinci derece akrabalarının kolonoskopi ile izlenmeleri ise son derece önem taşımaktadır. Bir kimsede kalın bağırsak kanseri oluşmuş ise bu kişinin kardeşleri ve çocukları da risk altındadırlar. Bu nedenle kolonoskopi ile tetkik edilmeleri ve bir sorun yok ise her 5 yılda bir tekrar kolonoskopi yapılmaları gereklidir.

H.S.: Hastamız sorduğu soruda karaciğere atlayan kanser tedavi edilebilir mi diye merak ediyor . Karaciğerde kanser atlamasında bu kitleye yönelik ilaçla veya cerrahi olarak tedavi olanaklarının olduğunu söyleyebiliriz. Amacımız ise karaciğere veya başka bir organa atlamadan önce hastalığı yakalamak ve tedavi etmektir.

Prof. Dr. Hakan Yüceyar
Celal Bayar Üniversitesi
Tıp Fakültesi İç Hastalıkları AD.
Öğretim üyesi

Sağlıklı günler dilerim.
Aşağıdaki formu doldurun, en kısa sürede size ulaşacağım.

Sağlıklı günler dilerim.
Aşağıdaki formu doldurun, en kısa sürede size ulaşacağım.

(*) Belirtilen alanlar zorunludur.
Bilgileriniz gizli tutulur.
Bilgileriniz 3. kişi veya kurumlarla paylaşılmaz.